Son günlerde fark ettim de ne zaman bir şeyler karalamaya kalksam. Öylesine bir karakter,yaratık gibi bir şeyler... Japon balığından hallice karakterler olduğunu yada buna doğru kaydığını fark ettim. Bende bari çizeyim de neymiş bu kafamdaki Japon balığı diye oturup karaladım. Ben çizim yaparken aşırı sıkılırım. Bir iki üç derken dördüncü çizgide sıkılırım. Çizesim kalmaz. Gayret ettim kalemlerde kuru sulu parmaklarım uyuştu bastırıcam da renk belli olacak diye. Kendi kendimle cebelleştim. Sonra biraz hoşuma gitti bende karakteri bitirdim. Sonra üzüldüm. Çünkü çocukken beslediğim onlarca japon balığını hatırladım. Bir mucize olsa da geliverseler bana bakışları aynı çizdiğim bu abidik gubidik Japon balığı gibi olurdu. Şuurunu kazanıp ta olanların farkına vara bilmişse o deli gözlere,cesedini tuvalete atmamızla kafasını boru hattı boyunca oraya buraya çarpmasıyla parçalanmış kan içinde o ağzıyla ,ağzı açık öldüğü sırada şişen vücuduyla onlarca ölen balığım karşımda bu şekilde sıralanırlardı... O hesaplaşma anını bile ömrüme yeğlerim... Ölmüş hayvanlarınızı düşünün... Hatırlayın... Aklınızdan çıkarmayın... Hele üzülmemek için bunu hiç yapmayın. Sizin üzüntünüz asla bir can kadar değerli olamaz... Onları hatırlayın ölmelerinin sebebini hatırlayın,onlara yaptığınız yanlışları ve güzel şeyleri hatırlayın. Kafanızı bulandırmaz ferahlatır bunlar... Soru işaretleri bir sürü ünlemden iyidir bırakın pişmanlığınız sizi üzsün, neden yaptım dedirtsin... Arkalarından düşündürmeyi,hatırlanmayı,anılmayı en çok onlar hak ediyor. Çünkü yüksek ihtimal katili sizsiniz.
Sevgilerle :)))
22 Mayıs 2012 Salı
13 Mayıs 2012 Pazar
Black Ranger
Game of Thrones'un yeni bölümüne bir gün kala "9GAG" de gördüğüm bir resmi paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gitmiştir :D .
10 Mayıs 2012 Perşembe
Hatırlıyorum
Sevdiğim tüm animelerin çıkış tarihi olduğu gibi, duygularımın kendini gösteresinin geldiği günde perşembe herhalde... Çok konuşasım yok ama dilerdim ki , sabahın köründe günün kalabalığının getireceği huzursuzluk,karmaşa ve stresin yerini o an gelene kadar yaşadıklarımın ne kadar önemsiz olduğunu bana hatırlatan insanlar yanımdaki konumlarını sürdürebilse. Bana anlamsız gelen her anı anlamlandırma çabasıyla tartışalım diye ortaya bir cümle atabilen o insanlar hep yanımda olabilseler. Ya da tüm bunları anlatabileceğim kadar geçmişimi paylaştığım insanlar, o değerlere sahip çıkabilseler...Çıksalar. Böylece geçen günlerin ,söylenen boş sözlerin,kırıcı olsa da yaşanan tatsız küçük şeylerin yıkamayacağı mükemmel arkadaşlıkların olabileceğine inancım sabitlense.Ama uğraşmak aptallık, bunları kafanda döndürmek aptallık. Ben gey miyimki erkek arkadaşlarımla olan ilişkilerimi bu kadar önemseyeyim? Sigaran bittiğinde,imza gerektiğinde,malzeme gerektiğinde,bankaya giderken yanına eleman gerektiğinde değerlenmeli arkadaşlar! O zaman akla gelip gününe dahil olmalı. Ben etrafımdaki herkese gönlümden değer biçiyorum yarını veya dünü düşünmeden. O anı düşünerek seviyorum,sinirleniyorum ya da adına üzülüyorum(haddimeyse) .Ama artık devir plan devri. Geleceğe dönük bir eleme devri. Kim arkadaşım olabilir kim olamaz yargısının on dakikaya sığdırılması devri. Tanıma değil fotoğraflarına bakıp değerlendirme devri. Üzüntünü, paylaşmak değil, zorla yanındakine pompalama devri... Dinleme değil gözü kapalı konuşma devri... Saklambaç oynadığı diyarlardan kalan arkadaşları olan insanlar o kadar şanslılar ki onlar hiçbir zaman bunları düşünmek zorunda kalmayacaklar veya zaten döngünün içerisinde kaybolacaklar... Ama kör de olmayacaklar... Etraflarında bağlarını niteleyen kelimelerin ne adamlar,ne saçmalıklar ne düzenbazlıklar içinde kullanıldığını bilecekler. Ve şükredecekler." İyi ki o gün balkondan aşağıya bakarken bana "gel sende oyna" demişsiniz. İyi ki top oynayışınızı uzaktan izlerken biriniz çıkıp beni takıma almış, iyi ki bir sürü böcek toplayıp şişelere doldurmuşuz(bu olmasa da olurmuş :)),iyi ki oyuncağımı kırmışsın yada ben seninkini kırmışım, iyi ki bir şekilde tanışmışız ve arkadaş olmuşuz. Ve o arkadaşlık bağını hala sürdürüyoruz."
3 Mayıs 2012 Perşembe
Kedi
Bugün derse giderken okul girişindeki duvarda sırtını okulu çevreleyen parmaklıklara sürterek kendini kaşımaya çalışan bir kedi gördüm. Aynı kediyi eminim daha önce de görmüştüm. Sonbaharda gördüğüm yavru kedi büyümüş ama ne hareketleri ne bakışı nede burnundaki yarası geçmemişti. Okula da geç kaldığım için pek ilgilenemedim ve önüme baktım. Her sinirli olduğumda,stresli olduğumda ve üzgün olduğumda karşıma bir kedi yada bir köpeğin çıkması tesadüf müdür bilmem(tesadüftür herhalde). Ama bu benim için o kadar rahatlatıcı ve mutlu edici bir durumdur ki "olaya bak lan vay anasını" diye hiç düşünmem. Çünkü sokakta bir hayvan gördüğümde eğer ki bana sıcak davranıyorsa onun yanına eğilirim otururum yada uzanırım yada kucağıma alırım ve konuşmaya başlarım. Beni anlamayan o an sadece ihtiyacım olan huzuru,samimiyeti,sevgiyi ve bilmeden bana yerleştirdiği koruyuculuk hissini yani özgüveni hiç bir şey düşünmeden verebilen canlılar onlardır çünkü. Söylediklerini anlamaya çalışıp yorulmazlar,söylediklerini dinlemek yerine artistlik yapmak için akıllarındaki cevaba odaklanmazlar, ileriye dönük piç fikirlerini tehlikeye atmamak için yavşaklık yapmazlar. Onlar o an sadece seni yalar sırtlarını sürter havlar pati verir kucağına zıplarlar ve arada pençelerler. Sen o sırada zaten çoktan insan doğanı unutup kafanı boşaltmış sadece onu okşuyor olursun. Bugünde ne mutlu bana aynı kedi, ders çıkışında gelirken gördüğüm yerin yakınlarında bir bankın altında yatıyordu. Arkadaşımdan ayrılıp onun yanına gittim. Ve bunu arkadaşımın yüzüne söyleyerek yaptım. Arkadaşım o an hayatımda sorun, sıkıntı,boş iş olarak yer almıyordu ancak, artık ben kendimi insanların yanında huzurlu hissedemiyordum. Kedinin yanına gittim uzun bir süre takıldık. Tabi üzerinde gördüğüm pireler olsun, 1+1 eve fazla gelecek olan tüyleri olsun , ev arkadaşımın kedi sevmemesi olsun, tüm bu nedenler sebebiyle ona hoşça kal demekten başka bir çarem olamazdı. Ama gündüz üzerimde yarattığım o psikolojiyi(kötüydüm sebepleri vardı ama unutmuştum lakin etkisini yitirmemiştim) kaybolup gitti.Gürültülü mahalleme,gürültülü evime,gürültülü odama girdim ve tekrar sardım hayatı...
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Ölüm Oyun Değildir
Ölüm nedir diye felsefe yapmaya kalkarsak yüksek ihtimal en az yarım saat işin içinden çıkamayız. Neler gelir akla neler. İnsan değil miyiz kafalar her yerde düşüncelerle boğuşa boğuşa anında ne olaylar yaratırız ne konu olursa olsun oradan oraya atlarız. Bizim için o boş anları doldurmak için bir oyalambaçtır bu ötesi değil. Ama ölüm insan hayatının sınırlarını aştığımızda üzerine konuşulacak bir durum değildir. Üzerine espiri yapılacak bir konu hiç değildir. Üzerinden prim yapmak ise vicdansızlıktır,adiliktir.
3 Tasmalı Sahipli köpekten kaçmaya çalıştı
Hoş o gariban köpeklerde havlamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Sanıyorlar ki eğitimleri sırasında kullanılan oyuncaklardan birine yada damaya havlıyorlar... Her şeyin sorumlusu insan. Küçükken büyüteçle karınca yaktığına pişman olup vicdanı az da olsa sızlamayan mekanik serseriler. Avlanarak karaktersizliğini,ezikliğini ve acizliğini bastırmaya çalışan beyinsiz ucubeler. Tüfeklerinin mekaniğini çözmeye çalışsalar havale geçirecek kadar geri zekalı olan bu insanlara, bu şekilde videolarını ülkenin en çok izlenen gazete sitesine koyarak nasıl gaz verdiğinizi bir anlığına da olsa fark edebilseniz. Belki bu herif bu vicdansızlığı son kez yapacaktı. Belki o lanet hevesi kaçmış olacaktı. Ama siz o adamı aldınız tepenize koydunuz. Şimdi kahvede,kafede,mahallede,işte av görüntülerim gazetede çıktı diye böbürlene böbürlene bir sonraki avının planlarını yapıyor. Ne küfür etsem, ne etkileyici bir son eklemeye çalışsam, ne internetten özlü bir söz bulsam hiçbiri benim öfkemi yada stresimi azaltmayacak yada bir anlam teşkil etmeyecek. Umarım bunu okuduktan sonra 3 saniyede olsa sadece hayvanları düşünürsünüz...
Bu dediklerimin vesilesi iğrenç video da bu linkte.
http://webtv.hurriyet.com.tr/5/31588/20455240/1/kopeklerle-domuzun-olum-oyunu.aspx
Hoş o gariban köpeklerde havlamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Sanıyorlar ki eğitimleri sırasında kullanılan oyuncaklardan birine yada damaya havlıyorlar... Her şeyin sorumlusu insan. Küçükken büyüteçle karınca yaktığına pişman olup vicdanı az da olsa sızlamayan mekanik serseriler. Avlanarak karaktersizliğini,ezikliğini ve acizliğini bastırmaya çalışan beyinsiz ucubeler. Tüfeklerinin mekaniğini çözmeye çalışsalar havale geçirecek kadar geri zekalı olan bu insanlara, bu şekilde videolarını ülkenin en çok izlenen gazete sitesine koyarak nasıl gaz verdiğinizi bir anlığına da olsa fark edebilseniz. Belki bu herif bu vicdansızlığı son kez yapacaktı. Belki o lanet hevesi kaçmış olacaktı. Ama siz o adamı aldınız tepenize koydunuz. Şimdi kahvede,kafede,mahallede,işte av görüntülerim gazetede çıktı diye böbürlene böbürlene bir sonraki avının planlarını yapıyor. Ne küfür etsem, ne etkileyici bir son eklemeye çalışsam, ne internetten özlü bir söz bulsam hiçbiri benim öfkemi yada stresimi azaltmayacak yada bir anlam teşkil etmeyecek. Umarım bunu okuduktan sonra 3 saniyede olsa sadece hayvanları düşünürsünüz...
Bu dediklerimin vesilesi iğrenç video da bu linkte.
http://webtv.hurriyet.com.tr/5/31588/20455240/1/kopeklerle-domuzun-olum-oyunu.aspx
1 Mayıs 2012 Salı
Başlık Yok
Huzursuzum… Hayatta her şeye sahip olmakla az bir
şeye sahip olmak ve hiçbir şeye sahip olmamak hiçbir şeyi değiştirmez çünkü
karşılaştırıldığın insanlar seni hep huzursuz eder. Hemen söyledim işte.
Huzursuzluğumun sebebi… Mutlu olmak için ya da olmamak için sebep aramama gerek
yok benden daha iyi ve daha kötülerle bağlantı kurmama gerek yok
alternatiflerim olmadan ve hayatı olduğu gibi kabullenerek adil bir çevrede
yaşayamıyorum. Hakkım olanı alamıyorum ya da başkalarının haklarını çiğniyorum. Bunu isteksizce ya da egoma teslim olarak yapıyorum…
an ve an düşüncelerimi yazarsam o anki düşünsel bulantı halimden kurtulurum ümidiyle bir giriştir yaptım. Okumasını istediğim anonim olmayan kişilere ulaşması için bütün enerjimi,çakramı,dualarımı,reiatsumu ve cosmomu odakalyacağım. Çünkü dolaylı yoldan yapmadığım işler günümüzde basit,üstü espiriyle örtülebilecek kadar anlık ve kaale alınmayacak kadar değersiz. Ben kendi düşüncelerimle oynaşıp mutlu olmaya çalışmaya razıyım. Toplumu ve değişimlerini izlemek bana yetiyor. Dahil olmaya gerek duymuyorum. Ama aralarında da ağzımı kapayamıyorum. Bu yüzden evde geçen zamanlarımdan bir bölümünü artık bu blogta kusmaya ayırmaya karar verdim. Böylece ortamlarda mekanlarda oralarda buralarda kusmayı gerektircek beyin bulantıları geçirmeye hazzım kalmaz...Ya da gene kalır bilmiyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



